29 Kasım 2020 Pazar

Yabancıların konut alımında tercihi İstanbul ve Antalya oldu

 İstanbul ve Antalya, yabancıya konut satışını sırtlamaya devam ediyor. Bu yılın ocak-ekim döneminde yabancıya konut satışının yüzde 65,2'si, İstanbul ve Antalya'dan gerçekleşti.

Yabancıya konut satışının 3'te 2'sini sırtlayan İstanbul ve Antalya'da ocak-ekim döneminde 20 bin 477 adet konut satıldı.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre, bu yılın ilk 10 ayında yabancılara ülke genelinde satışı gerçekleşen konut adedi 31 bin 423 adet olarak gerçekleşti. Bu satışların yüzde 65,2'si İstanbul ve Antalya'dan yapıldı. Söz konusu dönemde İstanbul'dan 14 bin 424 adet satış yapılırken, yabancıların Antalya'dan aldığı konut adedi ise 6 bin 53 oldu. İstanbul ve Antalya'yı, 2 bin 176 adetle Ankara, bin 68 ile Bursa, bin 8 ile Yalova, 994 ile Mersin, 731 ile İzmir, 698 ile Samsun, 678 ile Sakarya ve 613 ile Muğla takip etti.

İstanbul'da en yüksek satış 2 bin 458 adetle ekimde görülürken, eylülde 2 bin 370, şubatta bin 987, ocakta bin 875 adet konut satıldı. En düşük rakam ise 374 adetle kısıtlama ve yasakların olduğu nisanda gerçekleşti.

Antalya'da ise en yüksek satış rakamına bin 18 adetle eylülde ulaşıldı. Kentte ekimde 928, şubatta 805, ağustosta 784, ocakta 762 adet konut satışı görüldü. En düşük satış rakamının görüldüğü ay ise 130 adetle mayıs oldu.

"İstanbul'un daha büyük rakamlara ulaşması gerekiyor"

Konuyla ilgili açıklama yapan Gayrimenkul Yurt Dışı Tanıtım Derneği (GİGDER) Başkanı Ömer Faruk Akbal, İstanbul ve Antalya'nın, Türkiye'nin iki önemli kenti olduğunu, yabancıya satışta tek başına önde olan İstanbul'u, New York ve Londra gibi dünyanın önde gelen büyük şehirleri ile kıyaslamak gerektiğini söyledi.

Uluslararası yatırımlar açısından İstanbul'un, zaman zaman Türkiye'nin de önünde bir marka olduğunu ifade eden Akbal, şunları kaydetti: "Bu sebeple İstanbul'un liderliği almasına değil, daha büyük bir potansiyele ulaşamadığı için şaşırmalıyız. GİGDER olarak yapacağımız çalışmalarla hak ettiği yatırımlara ulaşması için İstanbul'u daha da ön plana çıkartacağız. Antalya ise dünya çağında bir turizm cenneti. Antalya'nın kendi içerisinde kendi markası olduğunu, hatta ilçelerinin birçok ülkeden daha çok marka olduğunu biliyoruz. Antalya'yı dünyadaki diğer turizm cennetleri ile kıyaslamak gerekir."

Akbal, bu iki şehirde yabancıya konut satışının artacağını belirterek, "Diğer taraftan Türkiye'nin keşfedilmemiş diğer cennetlerinin, şehirlerinin de ön plana çıkartılması için tanıtımlar ve çalışmalar yapmayı planlıyoruz." dedi. Bunun için yerel yönetimlerle iş birlikleri yapacaklarını bildiren Akbal, bu kentlere de uluslararası yatırım çekmek istediklerini söyledi.

"Merkezden uzak semtlere yönelim başladı"

Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) İhracat Komitesi Başkanı Bayram Tekçe de İstanbul ve Antalya'nın yabancıya konut satışında ilk sıralarda yer almasının en önemli sebebinin, yüksek bilinirlikleri olduğunu vurguladı. Türkiye'nin en bilinen ve en çok ziyaret edilen turistik destinasyonları olması nedeniyle de bu illere daha çok sayıda ve göreceli olarak daha ekonomik uçuşlar bulunduğunu aktaran Tekçe, fiyat avantajının da yabancıları cezbeden bir unsur olduğunu söyledi.

Pandemi döneminde ailelerin daha çok bağımsız ve merkezden uzak semtlere yönelmeye başladığını ifade eden Tekçe, sağlık çekincesi olan kişilerin veya riskli yaş grubunda olanların hastane veya sağlık kurumlarına yakınlığa önem vermeye başladığını, her iki ilde de villa satışlarında artış yaşandığını kaydetti.

"Antalya'daki yabancılar dönmek istemiyor"

Helmann Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Selman Özgün ise Antalya'da yabancıların yatırımdan ziyade yaşam amaçlı gayrimenkul almaya başladığını belirterek, "Burada en büyük etken pandemi oldu. Daha önce kısa süreliğine Antalya'ya tatile gelen yabancılar bu süreçte dönmek istemiyor." dedi.

Hava şartları, şehrin imkanları ve özelliklerinin Antalya'yı yabancılar açısından cazip kıldığını ifade eden Özgün, bu süreçte özellikle bahçeli, müstakil, düşük katlı ve yeşil imkanları olan projelere ilginin arttığını vurguladı. Özgün, salgının etkilerinin geçmesiyle Antalya'da konut satışlarının artacağını belirterek, şöyle devam etti: "Bu yıl Antalya'da yabancılara 8 bin civarında konut satılacağını düşünüyorum. Ancak gelecek yıllarda bu rakam hızlıca artacak ve katlanacaktır. Çünkü Antalya, sahip olduğu özellikler ve imkanlar sayesinde yabancılara dünyanın birçok önemli turizm merkezinde bulunmayan benzersiz yaşam sunuyor. Uluslararası açıdan diğer destinasyonlara oranla fiyat avantajının da bulunduğu Antalya, önümüzdeki yıllarda çok daha fazla yatırımcı çekecektir."

"Adetsel bazda rakamları yukarı çekmeliyiz"

Coldwell Banker Türkiye Ülke Başkanı Gökhan Taş, Türkiye'de konut satışının son iki aydır ciddi bir ivme yakaladığına işaret ederek, ekimde pandemiye rağmen geçen yılın aynı dönemine göre yabancıya satışta yüzde 23'lük artış yaşandığını kaydetti.

Yükselişin sürmesi halinde geçen yıla göre düşüşün yüzde 5'in altında olabileceğini belirten Taş, "Pandemiye rağmen bir önceki yılın yabancıya satış toplamına bu derece yaklaşmak oldukça önemli. Nitekim Avrupa'da örnekler böyle değil ve yabancıya satışta ciddi kayıplar söz konusu." diye konuştu.

Taş, Türkiye'nin, yakaladığı ivmeyi devam ettirmesi halinde Avrupa'da yabancıya konut satışında liderliği ele alabileceğini aktararak, pazar çeşitliliğiyle daha nitelikli satıcılara da ulaşılması gerektiğini söyledi.

25 Kasım 2020 Çarşamba

İnşaat sektörünün 8 STK'si "deprem" konusunda ortak bildiri imzaladı

 Türkiye inşaat sektöründe faaliyet gösteren firmaların üyesi olduğu 8 sivil toplum kuruluşu, deprem konusunda "Ülkemizin Gerçeği Deprem Konusunda Ortak Bildiri" başlıklı ortak bildiri imzaldı.


STK’ların faaliyette bulundukları alanlarda sahip oldukları deneyimi yapıcı bir biçimde Hükümet ile el ele ülkenin hizmetine sunmak konusunda mutabık kaldıkları bildiri, “Ehil Yapı Müteahhidi", "Güçlü Yapı Denetimi", "Yetkin Mühendislik Sistemi", "Mesleki Yeterlilik Belgeli İşgücü", "Kaliteli Malzeme", "Çok Yönlü İmar Mevzuatı" ve "Bilinçli Kamuoyu” olmak üzere 7 başlık altında toplandı.


Metnin imzalanması dolayısıyla düzenlenen toplantıya, Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Mithat Yenigün, Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) Başkanı Mehmet Kalyoncu, İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) Başkanı Nazmi Durbakayım, Konut Geliştiricileri ve Yatırımcıları Derneği (KONUTDER) Başkanı Ziya Altan Elmas, Türk Müşavir Mühendisler ve Mimarlar Birliği (TürkMMMB) Başkanı Süreyya Ural, Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (Türkiye İMSAD) Başkanı Tayfun Küçükoğlu, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) Başkan Vekili Enes Olpak ve Yapı Denetim Kuruluşları Birliği (YDKB) Başkanı Tekin Saraçoğlu katıldı.


Türkiye'de dönüştürülmesi gerek 6,5 milyon konut bulunuyor


TMB Başkanı Mithat Yenigün, buradaki konuşmasında, Türkiye'nin yıllardır deprem sıkıntısı yaşadığını belirterek, bu konuda yol haritası belirlemek ve yapılması gerekenleri tespit edip duyurmak amacıyla bir araya geldiklerini söyledi.


Türkiye'nin deprem gerçeğini unutturmamayı amaçladıklarını dile getiren Yenigün, şöyle devam etti: "Nasıl bir yol alırız ve periyodik olarak nasıl çalışmalar yapmalıyız ki bu konuyu gündemde tutalım, birlikte hareket edelim. Biz, toplum, kamu kuruluşları hep birlikte kabul edeceğiz ki Türkiye depremle yaşayacak bir ülkedir ancak dünya depreme rağmen yaşanabilir ve tedbirler alınabilir bir teknolojiye sahip. Türkiye'nin de bu teknolojiden istifade etmesi gerekiyor."


Türkiye'de dönüştürülmesi gereken 6,7 milyon bina bulunduğunu ifade eden Yenigün, "Bir yandan onu eritmeye çalışmamız gerekiyor. Bunu STK olarak tek başımıza değil devletle birlikte yapmamız gerekiyor. Biz bu göreve talibiz. Fikirlerimizi, bilgilerimizi, deneyimlerimizi kamu kurumları ile paylaşmaya hazırız." dedi.


Kentsel dönüşüm için el birliği vurgusu


GYODER Başkanı Mehmet Kalyoncu da kentsel dönüşümün amacına ulaşması için kamunun, ilgili sektörlerin ve toplumun tüm kesimlerinin el birliğiyle çaba göstermesi gerektiğini bildirdi.


İNDER Yönetim Kurulu Başkanı Nazmi Durbakayım, sektörde iş yapan müteahhitlerin mevcut 5-6 milyon riskli yapının oluşmasında katkılarının olup olmadığını kendilerine sormaları gerektiğini, önümüzdeki dönemin riskli yapı yapanların, verdikleri bu zarar için telafi dönemi olduğunu ifade etti.


KONUTDER Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Altan Elmas, "Kentsel dönüşümü hızlandırmak adına hak sahiplerinin kat karşılığı vererek dönüşüm yapma talebinden, kendilerinin maliyeti karşıladığı, devletin de bu durumu teşvik ettiği bir sisteme geçilmesi gerekmektedir." diye konuştu.


Türkiye İMSAD Başkanı Tayfun Küçükoğlu da kentsel dönüşüm eylem planına göre gelecek 5 yılda 1,5 milyon konutun dönüştürülmesinin hedeflendiğine dikkati çekerek, 6,7 milyon riskli konutta 22 milyon vatandaşın yaşadığını, kamunun 1,5 milyon konutun kentsel dönüşümüne destek için bugünkü fiyatlarla kira ve taşınmaya ortalama 28 milyar lira, konut üretimine ise 280 milyar lira kaynak aktarması gerektiğini söyledi.


Türkiye'nin kaynaklarının sınırlı olduğunu belirten Küçükoğlu, "Binalarda deprem güvenliği konusunda tüm ümidimizi ucuz kredilere ve kentsel dönüşüm desteklerine bağlamadan, bilinçli hareket ederek kendi kaynaklarımızı da zorlamamız gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.


İNTES Başkan Vekili Enes Olpak, deprem riski yüksek bölgelerde yapım işlerini ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterlilikleri en üst seviyede olan, sadece A grubundaki ve mesleki yeterlilik belgeli işçiye sahip firmaların üstlenmesi gerektiğine işaret etti.


YDKB Başkanı Tekin Saraçoğlu da Türkiye'nin içinde bulunduğu dönemde inşaat sektörünün zor günler yaşadığını ifade ederek, "Bu çerçevede gerek doğal afetlere karşı alınacak olan ekonomik önlemler, bugünün ve geleceğin planlanması yönünde büyük önem taşımaktadır." dedi.


TürkMMMB Başkanı Başkanı Süreyya Ural da yatırımların ilk planlama aşamasından başlayarak, doğru ve yetkin mühendislik yaklaşımları kullanılarak, yürürlükteki yönetmelik ve yapı standartlarına uygun şekilde projelendirilmesi, detaylandırılması ve inşaatların bağımsız denetim ve kontrol hizmetleriyle yapılması gerektiğini vurguladı.


Ev sahipleri kiracı seçmeye başladı

 Korona virüs salgını kiracılıkta da yeni bir dönemi başlattı. Evini kiraya vermek için ilan veren mülk sahipleri artık düzenli maaş alan 'kurumsal çalışan'ı tercih ediyor.

Korona virüs salgınının yayılmasını kontrol etmek için alınan önlemler, ekonomi tarafında ise pek çok sektörde iş hacminin daralmasına neden oluyor. İşini kaybetme tehlikesi yaşayanlar, geliri azalanlar; tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de ev sahiplerinin ‘kiracı seçimleriyle’ karşı karşıya kalıyor. İnternet sitelerinden verilen kiralık ilanlarının pek çoğunda ‘kurumsal çalışan ve memur tercih edilir’ ibaresi yer alıyor. Ev sahipleri ‘her an işsiz kalır’ diyerek artık çalışanlar arasında da ayrım yapıyor. İlanların çoğu İstanbul’da göze çarparken, Ankara, Edirne, Bursa’da benzer ilanlar dikkat çekiyor.

KAPSAMA GİRMİYOR

‘Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik’te yer alan hükümler, mülk sahiplerinin verdiği ‘sahibinden’ ilanları kapsamadığı için bu ilanlara yaptırım uygulanamıyor. Daha önce ‘bekara’ ev vermeyen ev sahipleri hakkında CİMER’e yapılan şikayetler Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na sevk edilmiş, ‘ayrımcılık yasağının’ ihlali gerekçesiyle mülk sahiplerine para cezası verilmişti.

"CEZAİ İŞLEM GEREKTİRİR"

Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Genel Başkanı Aziz Koçal, “Toplum olarak daha anlayışlı ve dayanışma içerisinde olmamız gerekir” derken, bu süreçte ortaya çıkan kiracı seçme trendinin ‘ayrımcılık’ olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Benzer uygulamaların daha önce bekara ve dullara ev verilmeyerek yapıldığını hatırlatan Koçal, şunları söyledi:

“Bu tür ilanlar, uygulamalar, insan onurunu inciten, insan haklarına aykırı, kişilerin eşit muamele görme hakkına karşı, haklardan yararlanma ayrımcılığıdır. Toplumu ayrıştırmaya yönelik bu tür uygulamalar önlenmelidir. Kurumsal firmalarda çalışamamak, memur olamamak insanların kendi istekleri değildir. Ev sahiplerine sormak gerekir, evlerinizi insanların barınması için kiraya veriyorsunuz; memur olamayan, kurumsal firmalarda çalışamayan vatandaşlarımız insan değil mi? 6701 Sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu 20/04/2016’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun 5. maddesine göre bu tür ayrımcılık yapmak kanuna aykırıdır ve cezai işlem gerektirmektedir.”

21 Kasım 2020 Cumartesi

İzmir depremi Türkiye’yi uyardı: Teknik var, uygulama yok

 İzmir’de 30 Ekimde meydana gelen depremle Türkiye bir kez daha deprem gerçeğiyle karşı karşıya geldi. 114 can kaybının yaşandığı depremde sekiz katlı apartmanlar saniyeler içinde yerle bir oldu, çok sayıda bina oturulamaz hale geldi. Türkiye’deki depremlerde neden insanlar binaların altında kalıyor, binalar neden yıkılıyor ya da ağır hasar görüyor? Depreme dayanıklı binalar yapılamamasının üç nedeni var: İlgisizlik, cehalet ve yanlış uygulamalar.


İzmir’de Kandilli Rasathanesi’nin tespitlerine göre 6.9 büyüklüğünde meydana gelen depremde yaşanan can kayıpları, yıkılan ve hasar gören binalar, COVID-19 küresel salgınıyla mücadele eden Türkiye’nin deprem gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmesine neden oldu.


Depremlerden sonra yapı stokunun sağlamlığı ve depremin insan eliyle felâkete dönüşmesi gerçeği yeniden tartışılıyor. Yapı stoku iyileştirilmiyor mu? Depremlerde binalar neden yıkılıyor? İnşaatlar nasıl yapılmalı? “Depreme dayanıklı binaların nasıl yapılacağı biliniyor ama bilgi ve uygulama arasında derin bir uçurum var!”


Yapı yönetmeliklerinde koşullar belli


Türkiye’nin yüzölçümünün yüzde 92’si, nüfusunun yüzde 95’i deprem kuşağında bulunuyor. Sadece 1903’ten bugüne kadar meydana gelen depremlerde yüz binin üzerinde insanımızın hayatını kaybetti. Bu sonucun mühendislikten çok ilgisizlik, cehalet ve yozlaşmış uygulamalardan kaynaklanıyor. Depremle ilgili yeterli bilgimiz var. Buna rağmen ölümlerde ve ekonomik kayıplarda artış olması bilgi ile uygulama arasında hâlâ derin bir uçurum olduğunu gösteriyor. Oysa deprem bölgesinde inşa edilecek yapılar hakkında ilki 1949’da yürürlüğe giren ve defalarca güncellenen yönetmelikle deprem hasarının en aza indirgenmesi hedefiyle asgari koşullar belirlenmiş durumda.


“Tüm aşamaların denetlenmesi şart”


Depreme dayanıklı yapıların inşasında malzeme kalitesi de çok önemli bir kriter. Son yıllarda özellikle hazır beton kullanımının yaygınlaşmasıyla beton basınç dayanımlarında ciddi bir iyileşme oldu ve kullanılan malzemenin kontrolü sağlandı. Tabii ki binanın projesine uygun inşa edilmesi ve tüm yapı üretim aşamalarının denetlenmesi gerekiyor. Bu nedenle 1999 depreminden sonra 2001 yılında 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu yürürlüğe girmiş; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilen yapı denetim firmaları; yapıların, proje ve uygulama aşaması denetimini yaparak, yapının ilgili mevzuata uygun bir biçimde gerçekleşmesini yapı sahibi adına sağlamakla sorumlu durumda.


İzmir’i etkileyen depremde yıkılan binalarla ilgili kolon kesme iddiaları gündeme geldi. Binaların taşıyıcı sistemine kolon kesme gibi müdahalelerin düşey taşıyıcılarda dayanıklılığı ortadan kaldırmakta ve komşu katlar arası yumuşak kat oluşturmakta. Bu durumda en küçük bir sarsıntıda dahi, bina depremden kaynaklanan yatay yüklere direnemediğinden katlar üst üste çökmekte.


“Zemin iyileştirilmesi yapılmalı!”


En çok tartışılan yapı-zemin etkileşimi konusunda ise, yumuşak zeminlerde az katlı binaların, çok katlı bina yapılacak ise uygun zemin iyileştirmelerinin yapılması gerekiyor.


Mevcut yapı stokunun hızlı ve doğru şekilde depreme dayanıklı olup olmadığının tespit edilmeli. Yapılan inceleme ve testler sonucunda binanın, deprem güvenliğine ilişkin performans düzeyini sağlamadığı tespit edilirse, binanın taşıyıcı sistemine yeni elemanlar eklenerek yapının yatay ve düşey kuvvetlere karşı dayanıklılığını artırmalıyız. Bunun için kolon mantolama, perde duvar uygulaması gibi çalışmaların da yapılabilir. Binaların fiziki durum değerlendirmesi yapılmadan, onarım vb. işlemlerin yapılması ise son derece yanlış.


2012 yılında çıkarılan 6309 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” ile eski yapı stokunun yenilenmesi ve yaşanabilir şehirler oluşturmak hedeflendi. Ama ne yazık ki zamanla kentsel dönüşümde ekonomik kazanç sağlanmaya başlandı ve afet riski ikinci plana atıldı. Kentsel dönüşümle amaç; ekonomik bir kazanç sağlamak kadar, afet riskini azaltacak depreme dayanıklı yapı stokunu artırmak olmalı.


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/izmir-depremi-turkiyeyi-uyardi-teknik-var-uygulama-yok/600159



Babasına kendini ispatlarken yapı markette öncü oldu

 Tam 270 alt sektörü harekete geçirdiği için, en önemli sektörlerin başında inşaat gelir. Hemen hemen her mahallede inşaat malzemesi satan dükkanlara rastlamanız mümkün. Hele ki son 20 yılda bu sektörde dev yapı marketler oldukça fazlalaştı. Kuşkusuz bu marketler inşaat malzemesi sektörünün en önemli oyuncuları. Ancak her işte olduğu gibi bu alanda da ihtisaslaşma oldukça önemli. İşte Ert Yapı Market, ıslak hacim denilen banyo, mutfak gibi alanlardaki başta seramik olmak üzere inşaat malzemelerinin satışını tek bir çatı altında topluyor. Ve bu işte sektörünün öncüsü konumunda.


Sektörün öncüsü olmanın hikayesi ise oldukça ilginç. Çünkü hikaye, bir çocuğun kendisini babasına ispat etme girişimi ile başlıyor. Şöyle ki; şu an 32 yaşında olan Ert Yapı Market’in Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Yılmaz, şirketi kurmadan önce hem okuyor hem de babası ile birlikte çalışıyor. Babası o zamanlar bir yandan konut yapımı gerçekleştirirken bir yandan da 1.200 noktaya inşaat ürünleri tedarik eden Yılmaz Yapı’yı yönetiyor.


Askerde şirket kurdu, mağaza açtı


Okuduğu dönemde ödüllü projelere imza atan Ertuğrul Yılmaz üniversiteden mimar olarak mezun olduktan sonra “Toptancılık sektörü sıkıntı yaşıyor. Ben kendi işimi kurmak istiyorum” diyerek babasından para istiyor. Babasından o zaman gerekli desteği alamayan Yılmaz, askerliğini tamamlamak istiyor. Babası da desteği askerdeyken veriyor. Ama borç olarak. Babasına kendini ispat etmek isteyen Yılmaz, askerliğin bitmesini beklemeden şirket kuruluşuna başlıyor. 15 günde 500 metrekarelik bir mağazanın kuruluşunu gerçekleştiriyor. Mimar olduğu için mağazanın içini tamamen kendisi dizayn ediyor. Bütün bunları askerde olduğu için Messenger ve webcam üzerinden gerçekleştiriyor.


Kendi elemanını kendi yetiştiriyor


Ert Yapı Market, şu an ıslak hacimli ürün satışında en büyük oyuncu olarak öne çıkıyor. Trakya bölgesine yoğunlaşan şirket, pandemi sürecinde Çerkezköy’de iki tane, Lüleburgaz’da ve Çorlu’da olmak üzere pandemide toplam 4 mağaza açılışı gerçekleştirdi. Açtığı her mağaza, ilk açtığı mağazanın onlarca katına ulaştı. Bugün Ert Yapı bünyesinde 10 bin metrekarelik mağazalar bile yer alıyor.


İstanbul ve Trakya’da 9 mağazaya ulaşan Ert Yapı Market, aynı zamanda 24 ülkeye ihracat yapıyor. Şirketin 2022 hedefi 20 mağazaya ulaşmak. Tüm Türkiye’de tanınır hale geldikten sonra ise başta Afrika olmak üzere dünyaya açılmak. Kendi elemanlarını kendi yetiştiren Ertuğrul Yılmaz, Çorlu’daki mağazasını ise adeta bir okul gibi kullanıyor. Diğer il ve ilçelerde çalışacak elemanlar 2-3 ay Çorlu mağazasında eğitim alarak görev yerlerine gidiyor.


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/babasina-kendini-ispatlarken-yapi-markette-oncu-oldu/487503


http://www.ertyapimarket.com/index.php?s=kurumsal



17 Kasım 2020 Salı

Hobi bahçeleri biçiminde bölünüp satılan tarım arazileri alelacele satıp kaçıyorlar

 Hobi bahçeleri biçiminde bölünüp satılan tarım arazilerinin satışını engelleyen yasal düzenleme sonrası valilikler harekete geçti. Yüzlerce arazi için alelacele satılık ilanları çıkarılması sebebiyle yetkililer suç duyurusunda bulunuyor.

Tarım arazilerinde yapılaşmanın ve niteliğinin bozulmasının önünü açtığı gerekçesiyle tartışmaya yol açan 'hobi bahçeleri'ne ilişkin yasa değişikliği geçtiğimiz ay Torba Yasa'yla Meclis'ten geçti. Düzenlemeyle birlikte tarım arazileri hobi bahçeleri gibi uygulamalarla bölünemeyecek, bölünenler ve üzerlerinde yapılaşma olanlara yönelik ise yaptırımlar uygulanacak.

Kanuna göre tarım arazilerini hobi bahçeleri aracılığıyla bölüp satan ve pazarlayanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası getirilirken, tarım arazilerinde plan ve projelere aykırı hareket edenlerin valiliklerce tespit edilerek sorumlu kişi ve kurumlara 1000 liradan az olmamak üzere, bozulan arazinin metrekaresi hesaplanarak ve her metrekare başına 10 lira idari para cezası kesilecek.
 
Yenişafak'tan Kenan Biter'in haberine göre, düzenlemenin yasalaşmasının ardından valilikler ve belediyeler de harekete geçti. Hobi bahçeleri adı altında bölünen tarım arazilerine yönelik tespitler yapılırken, düzenlemenin çıkmasıyla bu şekilde planlanmış binlerce arazi de alelacele satışa çıkarıldı.

2 AY SÜRE

''Kanun çıktı, artık herkes kanunun emrettiği şekilde görevini yerine getirmek durumunda. Öncelikle hobi bahçeleri adı altında tarım arazilerinin tarım dışına çıkaranların tespitleri yapılacak. Bu usulsüzlüğü yapmış olanlara m2 başına 10 lira olmak kaydıyla toplam bin TL'den aşağı olmamak üzere bir cezai müeyyide uygulanacak ve kendisine alanında düzeltme yapması için iki aylık bir süre verilecek.'' diye konuştu.

İki aylık süre içerisinde hobi bahçesi adı altında tarım arazisi üzerinde yapılmış olan usulsüzlüğün düzeltilmemesi halinde bir ay içerisinde özel idarelerin ve belediyelerin görevinin başlayacağına dikkat çeken Kılıç, ''Hangilerinin imkanları ve kabiliyetleri bu alanı yeniden eski haline getirmeye müsait ise görev devralınacak. Bahse konu bir ay içerisinde söz konusu kurumlar da görevlerini yerine getirmez ise bu sefer de devreye Tarım Bakanlığı girecek ve bu alanları eski haline dönüştürecek. Tabi bu dönüşüm süresi içerisinde yapılan tüm masraflar ise iki katı olmak şartıyla özel idarelerin ve belediyelerin İller Bankası ve Hazine'den kendilerine gelen paylarından kesilerek direk bakanlığın hesabına aktarılacak. Bu süreç bu şekilde tamamlanmış olacak.'' dedi.

TESPİTLER BAŞLADI

Valiliklerin resen tespitlere başladığını ve bir takım cezalandırmaları da yaptığını dile getiren Kılıç, ''Toplumdan bunlara neden vakti zamanında izin verdiniz şeklinde haklı çıkışlar geliyor ancak şu var özellikle pandemi sürecinde bu tarz yerlere olan talep yüzde 1000 seviyelerinde arttı. Bu süreçte arazilerin bu şekilde tarım dışına çıkarılmasına müsaade edecek olursanız, şehir tarımı yapabilecek ne yazık ki bir alanımız kalmayacak. O yüzden tarım arazilerini muhafaza etmenin bir başka yolu yok.'' diye konuştu.

Kılıç, kendisine de ''Hakikaten yıkılacak mı?'' diye çok sayıda soru yöneltildiğini de kaydederken, ''Bizim derdimiz milletin malını evini yıkmak değil. Bizim derdimiz tarım arazilerini korumak. Kanun bunu emrediyor. İnanmıyorsun açıp ban soruyorsun kanun çıktı artık.'' dedi.
Hobi bahçeleri adı altında insanlarını bu yönde sevk eden ve bu işin rantını yiyip ortadan kaybolanlar olduğunu bunları ise genellikle emlak danışmanları bazen muhtarlar bazen de kendini köyün akıllısı zannedenler olduğunu ifade eden Kılıç sözlerini şöyle sürdürdü;


200 BİN TL İSTİYORLAR

''Bir tarlayı alıyor, 500'er metrekarelik parçalara bölüyor, bunu genellikle noterde yapıyor. Ya bir şirket kuruyor ya da kooperatif. 10 bin TL dönümü olan tarım arazisini kimi yerlerde 200 bin TL'ye kadar satıyor. 1'e 20 para kazanıp işin içinden sıyrılıyor. Kanuna bu kişilere yönelik bir ilave madde ekledik ve bu şekilde tarım arazilerini tescil edilemeyecek şekilde küçük parçalara ayıranlara 1 ile 3 yıla kadar hapis, bin güne kadar adli para cezası ve 250 bin TL'ye kadar da idari para cezası uygulanması yönünde karar aldık. Onların da artık yaptıkları yanına kar kalmayacak.''

Düzenlemenin çıkmasının ardından hobi bahçelerine yönelik yüzlerce satılık ilanının çıkılmasına ilişkin de konuşan Kılıç, ''Bizzat kendim olmak üzere söz konusu ilanların bir kısmı için suç duyurusunda bulundum. Ayrıca uyardıklarımız da var. Onların bir çoğu da kanunun çıkması ile birlikte ellerindeki bu tarz arazileri satıp kaçmaya çalışan kişiler. Son zamanlarda sosyal medya üzerinden tanıtım ve satış duyuruları da ciddi oranda arttı.'' dedi.

13 Kasım 2020 Cuma

10 ayda 9 milyon gayrimenkul el değiştirdi

 Türkiye genelinde geçen yılın 10 ayında 1 milyon 782 bin 36 gayrimenkul satışı yapılırken bu yılın aynı döneminde sayı 2 milyon 241 bin 850'ye yükseldi.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce, yurt genelinde yılın 10 ayında satış işlemi yapılan gayrimenkul sayısı 2 milyon 241 bin 850'ye ulaştı.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı verilerine göre, bu yılın 10 ayında 8 milyon 936 bin 74 işlem gerçekleşti.

Kredi faiz oranlarının düşmesi ile başlayan gayrimenkul satışlarındaki artış ekim ayında da devam etti. Önceki yıllarda yılın sonunda elde edilen satış rakamı, bu yılın 10 ayında yakalandı.

Buna göre, ülke genelinde geçen yılın 10 ayında 1 milyon 782 bin 36 gayrimenkul (konut, iş yeri, arsa, tarla) satışı yapılırken, bu sayı 2020'nin aynı döneminde 2 milyon 241 bin 850'ye yükseldi.

Tapuda bu satışlarda 414 milyar 308 milyon 468 bin 608 liralık değer ibraz edildi.

Yurt genelinde tüm işlemlerde geçen yıl 3 trilyon 841 milyar 670 milyon 996 bin 357 lira değer ibraz edilirken bu rakam 2020'nin aynı döneminde 1 trilyon 861 milyar 337 milyon 559 bin 774 liraya geriledi.

Harç geliri geçen yıla oranla iki kat arttı

Tapu işlemlerinden elde edilen harç geliri ise 15 milyar 10 milyon 629 bin 369 lira olarak kaydedildi. Bağış, taksim, ipotek, intikal ve tahsis gibi diğer işlemlerden sağlanan harç gelirleriyle rakam toplam 15 milyar 479 milyon 433 bin 973 liraya ulaştı.

Geçen yıl ise gayrimenkul satışlarından elde edilen harç geliri 7 milyar 339 milyon 635 bin 716 lira olarak kayda geçmişti.

5 Kasım 2020 Perşembe

İTÜ İzmir’i masaya yatırdı: İşte şok rapor!

 İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), 30 Ekim 2020 günü saat 14.51’de gerçekleşen ve merkez üssü Ege Denizi’ndeki Sisam Adası’nın 8 km kuzeyi olan depremin ardından, saha çalışmalarına yönelik değerlendirme raporu hazırladı. Raporda, "Büyük can kayıpları yaşamamak için, ülkemizde ve özellikle megakent İstanbul’da mevcut binaların deprem güvenliklerinin hızlı değerlendirme yöntemleriyle süratle belirlenmesi, ucuz ve kolay uygulanabilir güçlendirme yöntemleri kullanılarak zaman kaybetmeden güçlendirilmesi hayati önem taşımaktadır." denildi.


İzmir’de yaşanan depremin ardından, İTÜ Rektörlüğü’nün görevlendirdiği Prof. Dr. Ali Deniz, Prof. Dr. Ercan Yüksel, Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik ve Prof. Dr. Ziyadin Çakır, 31.10.2020 ve 01.11.2020 tarihlerinde İzmir’de öninceleme yaparak yapısal hasarların ve göçmelerin nedenlerini yerinde değerlendirdiler. İnceleme sonrasında, İTÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr. Cenk Yaltırak, Prof. Dr. Elif Serter, Doç. Dr. Hasan Yıldırım ile Dr. Ahmet Güllü’nün katkılarıyla “30 Ekim 2020, İzmir Depremi Değerlendirme Raporunu hazırladılar. 


Raporda; bölgede yaşanan depremi derinlemesine ele alan teknik bulguların yanı sıra, binalarda oluşan göçme ve hasarların nedenlerine ilişkin gözlemler, tespitler ve öneriler de yer alıyor.


RAPORDA ÖNE ÇIKANLAR


* Sürekli güncellenen deprem yönetmeliklerimiz her dönemde yeterli olmuştur. Yaşanan sorunların kaynağında çok defa sahadaki üretimin kontrolsüz ve yetersiz olması yatmaktadır. Müteahhitlik ve yapı denetim sistemlerinin süratle gözden geçirilerek iyileştirilmesi; en ucuz olanın değil, güvenli ve kaliteli hizmetin talep edilmesi gerekmektedir. Konut ve işyeri binalarının inşasında yetkin kuruluşların tercih edilmesi; bina kiralamada ve satın alımında sigorta şirketleri ve müşavirlik firmaları devreye sokularak, bina güvenliğinin sorgulanması sağlanmalıdır.


* Tasarım, şantiye ve yapı denetim mühendislerinin meslek içi eğitimlerle sürekli güncel tutulması, usta ve kalfalar için uygulamalı eğitim programları düzenlenmesi çok önemlidir.


* Sisam Adası’nın kuzeyinde denizde kırılan fay, Bayraklı başta olmak üzere İzmir’de önemli hasarlar oluştururken, şehrin altından veya daha yakınından geçen fayların kırılması çok daha büyük kayıplara neden olabilecektir.


* Bu deprem bize bir kez daha göstermiştir ki, bina stokumuzun önemli bölümünün deprem güvenliği yetersizdir. Özellikle büyük şehirlerde yoğun nüfusun yaşadığı beş-altı katlı “gecekondu apartmanlar” yüksek risk taşımaktadır. Büyük can kayıpları yaşamamak için, ülkemizde ve özellikle megakent İstanbul’da mevcut binaların deprem güvenliklerinin hızlı değerlendirme yöntemleriyle süratle belirlenmesi, ucuz ve kolay uygulanabilir güçlendirme yöntemleri kullanılarak zaman kaybetmeden güçlendirilmesi hayati önem taşımaktadır.


* Yaşanan bu depremin olası İstanbul depremiyle doğrudan ilişkisi olmasa da, bu büyüklükteki depremlerle her an karşılaşabileceğimizi unutmamamız ve deprem zararlarının azaltılması çalışmalarını hızlandırmamız gerekmektedir.


* Deprem Aktivitesi 30.10.2020 tarihinde, saat 14:51:24’te Sisam Adası’nın 8 km kuzeyinde, denizde, Sisam Adası ile Kuşadası Körfezi arasında yer alan yaklaşık uzunluğu 40 km olan normal fay zonunda, 16 km derinde, Mw 6.9 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşmiştir.


* Bölgenin tektonik yapısı ve fayların uzunlukları dikkate alındığında, depremin gerçekleştiği fayın üzerinde daha büyük bir deprem olma ihtimali yoktur. Ege Denizi içinde bulunan aktif faylar hakkında bilgiler teknik olarak çok az olup, bu fayların üzerinde oluşabilecek depremler hakkında Türk karasuları dışında kalan uluslararası sularda yeterli bilimsel araştırma bulunmamaktadır. 


* Sadece mikro depremlere dayanarak Mw 7.0’den büyük bir deprem olacağına dair bir aktivite görülememektedir. Bu deprem serisi Sisam Adası’nın kuzeyinde yer alan fayların üzerinde gittikçe sönen artçı sarsıntılarla nihayete erecektir. Bu fay dışında kalan alanlardaki fayları etkileyip etkilemeyeceği konusundaki fikir beyanları spekülasyondan ibarettir.


* Deprem öncesi ve sonrasında çekilen Avrupa Uzay Kurumu’na ait Sentinel radar uydusu görüntüleri InSAR yöntemi kullanılarak incelenmiştir, Yapılan gözlemler ve modelleme çalışmaları depremin İzmir’in yaklaşık 70-80 km güneyinde bulunan Sisam adası açıklarında meydana geldiğini teyit etmektedir.


* Deniz tabanında doğu-batı yönünde uzanan ve yaklaşık 40 km uzunlukta olan bir fay parçasının kırıldığını göstermektedir.


* Depremin, Sisam Adası’nın Seferihisar’a bakan kuzey bölümlerinde yaklaşık 10 cm’nin üzerinde yükselmeye neden olduğu gözlenmektedir.


* 60 cm’ye kadar ulaştığı tahmin edilen çökme neredeyse tümüyle denizde meydana gelmiştir.


* Adanın doğusuna bakan Ege kıyılarımız boyunca birkaç cm’ye ulaşan kısmi çöküntüler gözlenmiştir.


* Deprem, özellikle Kuşadası civarında bulunan mevcut faylar üzerindeki stresi önemli miktarda arttırmıştır.


Alıntı:

https://www.borsagundem.com/haber/itu-izmiri-masaya-yatirdi-iste-sok-rapor/1529418



Emlak vergisi

 Milyonlarca kişiyi ilgilendiren Emlak Vergisi son ödeme tarihi için geri sayım başladı. Her sene ödenen emlak vergisi için ev, iş yeri, ars...