Trabzon'un Çaykara ve Kayseri'nin Kocasinan ilçelerinde bazı alanların kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak belirlenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.
Buna göre, Trabzon'un Çaykara ilçesi Işıklı Mahallesi ile Kayseri'nin Kocasinan ilçesine bağlı Uğurevler Mahallesi sınırları içinde bulunan bazı bölgeler kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edildi.
Bu karar doğrultusunda kentsel dönüşüm ve gelişim projesi içinde yer alan ve harca esas değer üzerinden belediyelere devredilen Hazineye ait taşınmazlar, kentsel dönüşüm ve gelişim amacına yönelik imar planı ve uygulaması yapılmadan satılamayacak.
Resmi Gazete'de yayımlanan bir başka Bakanlar Kurulu kararına göre, İstanbul'un Pendik ilçesi Esenyalı Mahallesi'nde bulunan bazı bölgeler de Sağlık Bilimleri Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi Sağlık Teknokenti olarak tespit edildi.
Kocaeli'nin Gebze ilçesi Çayırova Mahallesi'ndeki bazı alanların ise Gebze Teknik Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi olarak tespit edilmesi kararlaştırıldı.
Söz konusu kararlar Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının yazısı üzerine, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu'na göre alındı.
23 Mart 2018 Cuma
13 Mart 2018 Salı
Uzmanlardan deprem uyarısı! Avrupa yakasında risk daha büyük
Marmara depremiyle ilgili inşaat ve jeofizik mühendisleri odalarından da uyarı geldi. Uzmanlar, Avrupa yakasının zemin bakımından Anadolu’ya oranla daha riskli olduğu belirtildi
Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener’in İstanbul için en az 7.2'lik deprem uyasına inşaat ve jeoloji mühendisleri odalarından da uyarı geldi. İşte Habertürk'teki o haber:
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) ağustos ayında duyurduğu İstanbul Deprem Raporu’nu hazırlayan ekipten İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna ve Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Şahan yaklaşan depremle ilgili tespitlerini aktardı. Gazete Habertürk'ten Uzay Kesmen'in haberi...
‘AVRUPA YAKASI ZEMİN BAKIMINDAN İYİ DEĞİL’
1996 yılında hazırlanan Türkiye’nin deprem bölgeleri haritasının bu yıla kadar hiç değişmediğini söyleyen TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Erdal Şahan, “Eski haritada 1. 2. ve 3. derece deprem bölgesi diye sınıflamışlardı. O haritanın yanlışı şuydu. Faya uzaklığa göre belirlemişlerdi. Fakat Haluk Özener’in doğru söylediği bir şey var. Sadece faya uzaklıktan ziyade zeminin durumu da çok önemli. O harita bu anlamda eksikti. Çünkü Kartal, Maltepe, Kadıköy faya yakın diye 1. derece deprem bölgesi seçilirken zemini bozuk olan Avcılar, Küçükçekmece, Çatalca, Gaziosmanpaşa’yı tehlikesiz görmek yanlış. İstanbul’un zemin bakımdan haritasına baktığımız zaman Anadolu yakasının Avrupa Yakası’na göre biraz daha kaya zeminlerden oluştuğunu görüyoruz. Kaya daha dayanıklı daha sağlamdır. Avrupa yakası bu anlamda düşündüğümüzde biraz daha riskli” diye konuştu.
‘YETERLİ DENETİM YOK, BİNALAR RİSK ALTINDA’
Avrupa yakasında zeminin daha killi ve kalın olduğunu belirten Şahan, “Mesela Bakırköy formasyonu dediğimiz bir durum var. Yüzeyden kaya gibi görünüyor, ama onun ötesinde epey kalın bir kil tabakası var. Bakırköy’den Silivri, Çatalca ve Tekirdağ’a doğru gittikçe kil kalınlığı ve katman kalınlığı daha da artıyor. Dere yataklarının geçtiği yerlerde de genelde zeminle ilgili problemler vardır. Kurbağalıdere’de bunu öngörebiliriz. Türkiye’de zemin etütleri ile ilgili çoğu yerde denetim olmadığı için sadece bir rapor ya da kâğıt parçası gibi değerlendirilebiliyor. Avrupa yakasında zemin etütleri yapılıyor ama gereken yerlerde iyileştirme yapılmıyor. Bu nedenle yapılan binalar risk altında. 2001 senesinde yapı denetim yasası çıkmıştı. Yasada yer bilimciler dışarıdan hizmet alınır halde tutuluyor. Ticari ilişki ortadan kalkmalı, yapı-denetim firmaları işi müteahhitten değil bakanlık kanalıyla bir havuzdan kura yoluyla almalı. O zaman kamu adına bir denetim yaparlar” dedi.
‘DOLGU ALANLAR SU ALTINDA KALACAK’
Haluk Özener’in 3 metrelik tsunami açıklamasını da değerlendiren Şahan, “Deniz heyelanlarının olabileceği yerler var. Özellikle dolgu alanlarda deprem olduğunda iki türlü etki olabilir. Heyelan olan yerde su karada belli bir miktar ilerleyecektir. Geçtiği yerlere zarar verebilir. Dolgu alanlar, bu heyelan sonucu oluşan tsunamiyle deniz altında kalacak. Bunun örneği Gölcük’te yaşanmıştı. Bu alanların çökmesiyle birlikte su, ana karada da ilerleyecektir. Aslında bu deniz dolgularının yapılmaması, yapılıyorsa üzerlerine herhangi bir inşai faaliyet uygulanmaması önemli” diye konuştu.
‘ZEMİN RAPORU ZORUNLU’
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna da inşa edilecek binaların yönetmeliğe uygun şekilde zemin değerlendirme raporlarına göre yapılması halinde riskin en aza indirileceği görüşünde. 1999 Gölcük depreminde Avcılar’da büyük hasarın meydana geldiğini anlatan Suna, “Bunun teorik izahı, zemini iyi olmayan yerlerde deprem tesirleri büyür. Zemin büyütmesi denir buna. Sağlam zeminlerde bunu hissetmezseniz, ama zemin yumuşak ve zayıf ise deprem büyütmesinden dolayı deprem 150 km ötede dahi olsa burada depremi daha fazla hissedersiniz. Üzerindeki yapı da güvenlikli bir yapı değil ise o binalar hasar alır. Beklenen Marmara depreminde fay hattı denizin ortasında kırılacağı için hasar oranı daha fazla. Eğer doğru mühendislik hesapları yapılıp uygulanırsa bu bölgelerdeki yapılar depreme dayanıklı hale gelebilir” dedi.
‘RİSKLİ YAPILARDA ÖNCELİK SIRASI OLUŞTURULMALI’
İstanbul’daki yapı stokunun belli bir yüzdesinin riskli olduğunu kaydeden Suna, “Risk durumuna göre öncelikli binaların belirlenmesi ve yıkılıp yeniden yapılması lazım. Ama olası bir deprem beklendiği için bu sırada diğer yapıların da güçlendirilmesi gerekiyor. Bunun için çok büyük bir zamana ihtiyaç var. Geçen bakan da açıkladı, bu dönüşüm için 20 yıl gibi bir süreye ihtiyaç var dedi” diye konuştu.
KANDİLLİ, MARMARA DENİZİ’NİN KALBİNİ DİNLİYOR
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) ile Japonya Deniz-Yer Bilimleri ve Teknoloji Ajansı (JAMSTEC) iş birliğiyle gerçekleşen MarDİM Projesi sonuçları, Prof. Dr. Haluk Özener ve Prof. Dr. Yoshiyuki Kaneda tarafından kamuoyuna duyuruldu.
MarDİM Projesi kapsamında 2013-2018 yılları arasında Marmara’da, deniz ve kara gözlemleri yapmak amacıyla Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Marmara içindeki segmentleri boyunca depremlerin tekrarlama periyotları incelendi. Yapılan çalışmalar sonucunda Marmara Denizi’nin deprem ve tsunami haritası çıkarıldı.
Gazete Habertürk'ten Sevgi Çavuşoğlu ve Ronahi Dündar'ın haberine göre depremin ne zaman gerçekleşeceğiyle ilgili hiçbir zaman kesin konuşamadıklarını söyleyen Özener, “Deprem, tsunami şimdi de olabilir, 50 yıl sonra da 20 yıl sonra da. Olacak depreme engel olamayız fakat gerçekleşecek hasarları azaltabiliriz. Bu yönde çalışarak önlem almaya çalışıyoruz” dedi.
Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener’in İstanbul için en az 7.2'lik deprem uyasına inşaat ve jeoloji mühendisleri odalarından da uyarı geldi. İşte Habertürk'teki o haber:
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) ağustos ayında duyurduğu İstanbul Deprem Raporu’nu hazırlayan ekipten İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna ve Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Şahan yaklaşan depremle ilgili tespitlerini aktardı. Gazete Habertürk'ten Uzay Kesmen'in haberi...
‘AVRUPA YAKASI ZEMİN BAKIMINDAN İYİ DEĞİL’
1996 yılında hazırlanan Türkiye’nin deprem bölgeleri haritasının bu yıla kadar hiç değişmediğini söyleyen TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Erdal Şahan, “Eski haritada 1. 2. ve 3. derece deprem bölgesi diye sınıflamışlardı. O haritanın yanlışı şuydu. Faya uzaklığa göre belirlemişlerdi. Fakat Haluk Özener’in doğru söylediği bir şey var. Sadece faya uzaklıktan ziyade zeminin durumu da çok önemli. O harita bu anlamda eksikti. Çünkü Kartal, Maltepe, Kadıköy faya yakın diye 1. derece deprem bölgesi seçilirken zemini bozuk olan Avcılar, Küçükçekmece, Çatalca, Gaziosmanpaşa’yı tehlikesiz görmek yanlış. İstanbul’un zemin bakımdan haritasına baktığımız zaman Anadolu yakasının Avrupa Yakası’na göre biraz daha kaya zeminlerden oluştuğunu görüyoruz. Kaya daha dayanıklı daha sağlamdır. Avrupa yakası bu anlamda düşündüğümüzde biraz daha riskli” diye konuştu.
‘YETERLİ DENETİM YOK, BİNALAR RİSK ALTINDA’
Avrupa yakasında zeminin daha killi ve kalın olduğunu belirten Şahan, “Mesela Bakırköy formasyonu dediğimiz bir durum var. Yüzeyden kaya gibi görünüyor, ama onun ötesinde epey kalın bir kil tabakası var. Bakırköy’den Silivri, Çatalca ve Tekirdağ’a doğru gittikçe kil kalınlığı ve katman kalınlığı daha da artıyor. Dere yataklarının geçtiği yerlerde de genelde zeminle ilgili problemler vardır. Kurbağalıdere’de bunu öngörebiliriz. Türkiye’de zemin etütleri ile ilgili çoğu yerde denetim olmadığı için sadece bir rapor ya da kâğıt parçası gibi değerlendirilebiliyor. Avrupa yakasında zemin etütleri yapılıyor ama gereken yerlerde iyileştirme yapılmıyor. Bu nedenle yapılan binalar risk altında. 2001 senesinde yapı denetim yasası çıkmıştı. Yasada yer bilimciler dışarıdan hizmet alınır halde tutuluyor. Ticari ilişki ortadan kalkmalı, yapı-denetim firmaları işi müteahhitten değil bakanlık kanalıyla bir havuzdan kura yoluyla almalı. O zaman kamu adına bir denetim yaparlar” dedi.
‘DOLGU ALANLAR SU ALTINDA KALACAK’
Haluk Özener’in 3 metrelik tsunami açıklamasını da değerlendiren Şahan, “Deniz heyelanlarının olabileceği yerler var. Özellikle dolgu alanlarda deprem olduğunda iki türlü etki olabilir. Heyelan olan yerde su karada belli bir miktar ilerleyecektir. Geçtiği yerlere zarar verebilir. Dolgu alanlar, bu heyelan sonucu oluşan tsunamiyle deniz altında kalacak. Bunun örneği Gölcük’te yaşanmıştı. Bu alanların çökmesiyle birlikte su, ana karada da ilerleyecektir. Aslında bu deniz dolgularının yapılmaması, yapılıyorsa üzerlerine herhangi bir inşai faaliyet uygulanmaması önemli” diye konuştu.
‘ZEMİN RAPORU ZORUNLU’
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna da inşa edilecek binaların yönetmeliğe uygun şekilde zemin değerlendirme raporlarına göre yapılması halinde riskin en aza indirileceği görüşünde. 1999 Gölcük depreminde Avcılar’da büyük hasarın meydana geldiğini anlatan Suna, “Bunun teorik izahı, zemini iyi olmayan yerlerde deprem tesirleri büyür. Zemin büyütmesi denir buna. Sağlam zeminlerde bunu hissetmezseniz, ama zemin yumuşak ve zayıf ise deprem büyütmesinden dolayı deprem 150 km ötede dahi olsa burada depremi daha fazla hissedersiniz. Üzerindeki yapı da güvenlikli bir yapı değil ise o binalar hasar alır. Beklenen Marmara depreminde fay hattı denizin ortasında kırılacağı için hasar oranı daha fazla. Eğer doğru mühendislik hesapları yapılıp uygulanırsa bu bölgelerdeki yapılar depreme dayanıklı hale gelebilir” dedi.
‘RİSKLİ YAPILARDA ÖNCELİK SIRASI OLUŞTURULMALI’
İstanbul’daki yapı stokunun belli bir yüzdesinin riskli olduğunu kaydeden Suna, “Risk durumuna göre öncelikli binaların belirlenmesi ve yıkılıp yeniden yapılması lazım. Ama olası bir deprem beklendiği için bu sırada diğer yapıların da güçlendirilmesi gerekiyor. Bunun için çok büyük bir zamana ihtiyaç var. Geçen bakan da açıkladı, bu dönüşüm için 20 yıl gibi bir süreye ihtiyaç var dedi” diye konuştu.
KANDİLLİ, MARMARA DENİZİ’NİN KALBİNİ DİNLİYOR
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) ile Japonya Deniz-Yer Bilimleri ve Teknoloji Ajansı (JAMSTEC) iş birliğiyle gerçekleşen MarDİM Projesi sonuçları, Prof. Dr. Haluk Özener ve Prof. Dr. Yoshiyuki Kaneda tarafından kamuoyuna duyuruldu.
MarDİM Projesi kapsamında 2013-2018 yılları arasında Marmara’da, deniz ve kara gözlemleri yapmak amacıyla Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Marmara içindeki segmentleri boyunca depremlerin tekrarlama periyotları incelendi. Yapılan çalışmalar sonucunda Marmara Denizi’nin deprem ve tsunami haritası çıkarıldı.
Gazete Habertürk'ten Sevgi Çavuşoğlu ve Ronahi Dündar'ın haberine göre depremin ne zaman gerçekleşeceğiyle ilgili hiçbir zaman kesin konuşamadıklarını söyleyen Özener, “Deprem, tsunami şimdi de olabilir, 50 yıl sonra da 20 yıl sonra da. Olacak depreme engel olamayız fakat gerçekleşecek hasarları azaltabiliriz. Bu yönde çalışarak önlem almaya çalışıyoruz” dedi.
10 Mart 2018 Cumartesi
Türkiye'ye gelmeyen yabancı turist İspanya'ya gitti
TÜROB Başkanı Bayındır: ''82 milyon turiste ev sahipliği yapan İspanya’da toplam 5 yıldızlı otel sayısı Antalya’nın yarısı kadar" dedi
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Timur Bayındır, "Geçen yıl Türkiye’ye gelmeyen yabancı turistler, Türkiye'nin Akdeniz'deki en büyük turizm rakibi İspanya’nın kazanç hanesine yazıldı." ifadelerini kullandı.
TÜROB'dan yapılan açıklamaya göre, turizmciler hem İspanya’dan gelen turist sayısını artırmak hem de Türkiye yerine bu ülkeyi tercih eden harcama düzeyi yüksek yabancı turistleri geri getirebilmek için kolları sıvadı.
Türkiye için turizmde hem kaynak pazar hem de Akdeniz’de en büyük rakiplerden biri olma özelliğini taşıyan İspanya, Türkiye’ye gelmeyen harcama düzeyi yüksek turistlerin en önemli adresi oldu.
Turizmciler bir yandan İspanya’ya kaptırdığı turistleri geri almaya çalışırken bir yandan da Türkiye’ye gelen İspanyol turist sayısının yeniden artıya geçmesi için yoğun çaba gösteriyor.
TÜROB, İspanya turizm pazarıyla ilgili bir araştırma yaparak, beklenti ve öngörüleri ortaya koydu.
Açıklamada görüşlerine yer verilen TÜROB Başkanı Timur Bayındır, geçen yıl Türkiye’ye gelmeyen yabancı turistlerin, Türkiye'nin Akdeniz'deki en büyük turizm rakibi İspanya’nın kazanç hanesine yazıldığını belirtti.
İspanya’nın 2017 yılında tüm zamanların rekorunu kırarak turist sayısını bir önceki yıla oranla yüzde 8,6 artırdığı ve 81,8 milyon turist sayısına ulaştığına dikkati çeken Bayındır, “Bir diğer rekor ise turizm gelirinde kaydedildi. İspanya, 2017 yılında kişibaşı bin 62 avro harcama ve toplamda 87 milyar avro turizm geliri elde etti. İspanya’da 2016’da kişi başı harcama bin 23 avro, turizm geliri ise 77 milyar avro olmuştu.” ifadelerini kullandı.
- İspanya'dan Türkiye'ye gelen turist sayısındaki gerileme durdu
Bayındır, İspanya’nın Türkiye için rakip olmasının yanında potansiyeli yüksek kaynak bir pazar olduğunu belirterek, 2018 yılında Türkiye'ye gelecek İspanyol turist sayısında bir toparlanma kaydedileceği, düşüş trendinin sona ereceğinin öngörüldüğünü aktardı.
Bayındır, şunları kaydetti:
“2009 yılına kadar Türkiye’nin en istikrarlı büyüme gösteren pazarları arasında yer alan İspanya pazarındaki gerileme durdu ancak durağan seyri devam ediyor. 2009 itibarıyla ülkemize yılda 500 binin üzerinde İspanyol turist gelmesi hedefleniyordu. Ancak İspanya’da baş gösteren ekonomik krize bağlı olarak 2009 yılında 376 bin İspanyol turist gelmişti. Ülkemizde meydana gelen olumsuz gelişmeler doğrultusunda 2014 itibarıyla turist sayısında gerileme başladı. 2017 yılında ise durağan seyre geçti. 2017 yılında İspanya’dan Türkiye’ye 106 bin turist geldi. Bu rakam bir önceki yıl ile hemen hemen aynı. Henüz 2009’dan oldukça düşük ama en azından gerilemenin durması olumlu bir gelişme.”
- İspanya'daki 5 yıldızlı otel sayısı Antalya'nın yarısı kadar
82 milyon turiste ev sahipliği yapan İspanya’da toplam 5 yıldızlı otel sayısının Antalya’nın yarısı kadar olduğunu vurgulayan Bayındır, "İspanya konaklama kapasitesi 14 bin 659 otel ve 1 milyon 472 bin yatak. Otel yatırımları, bölgesel planlamalar çerçevesinde yapılıyor. Turist sayısındaki istikrarlı artışa karşın, otel sayısında son dört yılda kayda değer ölçüde bir değişim yaşanmadı. Yatak kapasitesi çoğunlukla 3 ve 4 yıldızlı otellerden oluşuyor. İspanya’da 289 beş yıldızlı otel faaliyet gösterirken, 2 bin 224 adet 4 yıldızlı, 2 bin 473 adet 3 yıldızlı otel bulunuyor. Oteller genellikle oda&kahvaltı bazda hizmet verirken, ‘her şey dahil’ sistemi ise yok denilecek oranda. Resort bölgesi otellerde ‘yarım pansiyon’ konaklama uygulamalarına rastlamak mümkün olmakla birlikte özellikle Madrid gibi şehir merkezlerinde oteller sadece oda (room only) satış yöntemleri uygulanıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Timur Bayındır, bu durumun, İspanya’da gastronomi turizminin gelişmiş olmasının, bireysel seyahatlerin sayısındaki artışın ve turist başına harcamanın Türkiye'ye göre çok yüksek olmasının ana sebebi olduğunu aktararak, sadece Antalya’da bulunan 405 adet 5 yıldızlı otelde 352 bin yatak olduğu göz önüne alındığında bu durumun daha iyi anlaşılacağını kaydetti.
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Timur Bayındır, "Geçen yıl Türkiye’ye gelmeyen yabancı turistler, Türkiye'nin Akdeniz'deki en büyük turizm rakibi İspanya’nın kazanç hanesine yazıldı." ifadelerini kullandı.
TÜROB'dan yapılan açıklamaya göre, turizmciler hem İspanya’dan gelen turist sayısını artırmak hem de Türkiye yerine bu ülkeyi tercih eden harcama düzeyi yüksek yabancı turistleri geri getirebilmek için kolları sıvadı.
Türkiye için turizmde hem kaynak pazar hem de Akdeniz’de en büyük rakiplerden biri olma özelliğini taşıyan İspanya, Türkiye’ye gelmeyen harcama düzeyi yüksek turistlerin en önemli adresi oldu.
Turizmciler bir yandan İspanya’ya kaptırdığı turistleri geri almaya çalışırken bir yandan da Türkiye’ye gelen İspanyol turist sayısının yeniden artıya geçmesi için yoğun çaba gösteriyor.
TÜROB, İspanya turizm pazarıyla ilgili bir araştırma yaparak, beklenti ve öngörüleri ortaya koydu.
Açıklamada görüşlerine yer verilen TÜROB Başkanı Timur Bayındır, geçen yıl Türkiye’ye gelmeyen yabancı turistlerin, Türkiye'nin Akdeniz'deki en büyük turizm rakibi İspanya’nın kazanç hanesine yazıldığını belirtti.
İspanya’nın 2017 yılında tüm zamanların rekorunu kırarak turist sayısını bir önceki yıla oranla yüzde 8,6 artırdığı ve 81,8 milyon turist sayısına ulaştığına dikkati çeken Bayındır, “Bir diğer rekor ise turizm gelirinde kaydedildi. İspanya, 2017 yılında kişibaşı bin 62 avro harcama ve toplamda 87 milyar avro turizm geliri elde etti. İspanya’da 2016’da kişi başı harcama bin 23 avro, turizm geliri ise 77 milyar avro olmuştu.” ifadelerini kullandı.
- İspanya'dan Türkiye'ye gelen turist sayısındaki gerileme durdu
Bayındır, İspanya’nın Türkiye için rakip olmasının yanında potansiyeli yüksek kaynak bir pazar olduğunu belirterek, 2018 yılında Türkiye'ye gelecek İspanyol turist sayısında bir toparlanma kaydedileceği, düşüş trendinin sona ereceğinin öngörüldüğünü aktardı.
Bayındır, şunları kaydetti:
“2009 yılına kadar Türkiye’nin en istikrarlı büyüme gösteren pazarları arasında yer alan İspanya pazarındaki gerileme durdu ancak durağan seyri devam ediyor. 2009 itibarıyla ülkemize yılda 500 binin üzerinde İspanyol turist gelmesi hedefleniyordu. Ancak İspanya’da baş gösteren ekonomik krize bağlı olarak 2009 yılında 376 bin İspanyol turist gelmişti. Ülkemizde meydana gelen olumsuz gelişmeler doğrultusunda 2014 itibarıyla turist sayısında gerileme başladı. 2017 yılında ise durağan seyre geçti. 2017 yılında İspanya’dan Türkiye’ye 106 bin turist geldi. Bu rakam bir önceki yıl ile hemen hemen aynı. Henüz 2009’dan oldukça düşük ama en azından gerilemenin durması olumlu bir gelişme.”
- İspanya'daki 5 yıldızlı otel sayısı Antalya'nın yarısı kadar
82 milyon turiste ev sahipliği yapan İspanya’da toplam 5 yıldızlı otel sayısının Antalya’nın yarısı kadar olduğunu vurgulayan Bayındır, "İspanya konaklama kapasitesi 14 bin 659 otel ve 1 milyon 472 bin yatak. Otel yatırımları, bölgesel planlamalar çerçevesinde yapılıyor. Turist sayısındaki istikrarlı artışa karşın, otel sayısında son dört yılda kayda değer ölçüde bir değişim yaşanmadı. Yatak kapasitesi çoğunlukla 3 ve 4 yıldızlı otellerden oluşuyor. İspanya’da 289 beş yıldızlı otel faaliyet gösterirken, 2 bin 224 adet 4 yıldızlı, 2 bin 473 adet 3 yıldızlı otel bulunuyor. Oteller genellikle oda&kahvaltı bazda hizmet verirken, ‘her şey dahil’ sistemi ise yok denilecek oranda. Resort bölgesi otellerde ‘yarım pansiyon’ konaklama uygulamalarına rastlamak mümkün olmakla birlikte özellikle Madrid gibi şehir merkezlerinde oteller sadece oda (room only) satış yöntemleri uygulanıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Timur Bayındır, bu durumun, İspanya’da gastronomi turizminin gelişmiş olmasının, bireysel seyahatlerin sayısındaki artışın ve turist başına harcamanın Türkiye'ye göre çok yüksek olmasının ana sebebi olduğunu aktararak, sadece Antalya’da bulunan 405 adet 5 yıldızlı otelde 352 bin yatak olduğu göz önüne alındığında bu durumun daha iyi anlaşılacağını kaydetti.
4 Mart 2018 Pazar
Güneş enerjisi alanında büyük gelişme
Bilim insanları güneş enerjisi sektöründe daha verimli, çok yönlü ve daha ucuz heyecan verici yeni bir materyal üzerinde çalışmalar yapıyor.
Güneş enerjisi alanında heyecan verici bir gelişme yaşandı.
Bilim insanları güneş enerjisi sektöründe daha verimli, çok yönlü ve daha ucuz heyecan verici yeni bir materyal üzerinde çalışmalar yapıyor.
Perovskit adlı kristal mineral geleneksel silikondan 1000 kat daha ince ancak benzer verimlilik sonuçları ile umut vadediyor.
Perovskit, ışığa karşı hassas kristalli mineraller sayesinde güneş ışığını enerjiye dönüştürme verimi yüzde 22 civarında arttı. Perovskitler, güneş enerjisi maliyetlerinin önemli ölçüde düşmesine sebep olabilir.
Bu teknolojide ışığı toplayan üçüncü nesil güneş hücreleri, katmanlı olarak inşa edilmiş aktif perovskitlerden oluşuyor.
Binalarda bir gün cam pencere yerine yarı şeffaf ve esnek pervoskitler kullanılabilir.
Avrupa Birliği’nin GOTSolar projesinin bir parçası olarak Lozan Federal Politeknik Okulu’nda gerçekleştirilen güneş pilleri üzerindeki deneyleri Fizikokimya Profesörü Michael Gratzel yönetiyor:
“Perovskitlerle ilgili şaşırtıcı olan şey, basit bir prosedürle içindeki maddeler çözüldükten sonra güneş ışınlarını emen hücrelere dönüşebilmesi. Günümüzdeki silikon polikristallerin performansını aşan daha yüksek bir verim elde ettik. Fakat yine de risklere karşı başta uyarı yapmak en iyisi. Dezavantajlarına karşı önlem alındığı sürece perovskitler olağanüstü verimli materyallerdir.”
Koruyucu camı güneş hücreleri ile kaplanan güneş pilinin son katmanı, iki elektrottan biri olarak işlev gören altın madeninden.
Kimya Mühendisliği Profesörü ve GOTSolar Projesi Koordinatörü Adelio Mendes, projenin bir özelliğinin de hem silikon hem de perovskit kullanılan bir tandem teknolojisi olduğunu belirtiyor:
“Enteresan olan, verimliliği yüzde 30’a ulaşabilen güneş hücreleri teknolojisini silikon kullanan teknoloji ile birleştirebildiğimiz gerçeğidir.”
Hollanda’nın Eindhoven şehrinde araştırmacılar, perovskit güneş hücrelerini büyütmeye çalışıyor.
Bilimsel çalışmalarda en büyük zorluk laboratuvar sonuçlarını gerçek ölçekte de elde etmek.
Adelio Mendes’e göre sonuçların uygun olması perovskit güneş pillerinin ticarileştirilmesi yolunda önemli bir adım:
“Bu cihaz 18 volt ve 2 watt üretebilir. Projenin hedeflerine ulaşmayı başardık, ancak bunun ötesine geçmek istiyoruz. Fakat bu teknolojinin istikrar gibi temel unsurları oluşturan bazı yönleri halen geliştirilme aşamasında.”
Great Cell Solar projesi ortaklarından Dr. Olivier Bellon, Solliance araştırma merkezinde güneş enerjisi panelleri için stres testleri yapıyor. Doktor Bellon, yeni ürünün aşırı sıcaklıklar gibi gerçek hava şartlarına dayanıklılığını ölçüyor:
Euronews muhabiri Andrea Bolitho Bellon’a perovskitin ticari bir ürün olarak ne zaman piyasaya sürülebileceğini sordu:
“İstikrar noktasında belirli bir ilerleme kaydedilirse, giyilebilir teknoloji veya tüketici elektroniği ürünleri çok kısa bir süre içinde perovskit kullanacak ilk sektörler olarak düşünülüyor. İnşaat sektörü, otomotiv endüstrisi veya benzeri daha önemli büyük ölçekli alanlarda uygulaması biraz daha zaman alacaktır.”
Doktor Bellon, perovskite dayalı ilk ürünlerin 2019 yılının başında hayatımıza girebileceğini düşünüyor.
Güneş enerjisi alanında heyecan verici bir gelişme yaşandı.
Bilim insanları güneş enerjisi sektöründe daha verimli, çok yönlü ve daha ucuz heyecan verici yeni bir materyal üzerinde çalışmalar yapıyor.
Perovskit adlı kristal mineral geleneksel silikondan 1000 kat daha ince ancak benzer verimlilik sonuçları ile umut vadediyor.
Perovskit, ışığa karşı hassas kristalli mineraller sayesinde güneş ışığını enerjiye dönüştürme verimi yüzde 22 civarında arttı. Perovskitler, güneş enerjisi maliyetlerinin önemli ölçüde düşmesine sebep olabilir.
Bu teknolojide ışığı toplayan üçüncü nesil güneş hücreleri, katmanlı olarak inşa edilmiş aktif perovskitlerden oluşuyor.
Binalarda bir gün cam pencere yerine yarı şeffaf ve esnek pervoskitler kullanılabilir.
Avrupa Birliği’nin GOTSolar projesinin bir parçası olarak Lozan Federal Politeknik Okulu’nda gerçekleştirilen güneş pilleri üzerindeki deneyleri Fizikokimya Profesörü Michael Gratzel yönetiyor:
“Perovskitlerle ilgili şaşırtıcı olan şey, basit bir prosedürle içindeki maddeler çözüldükten sonra güneş ışınlarını emen hücrelere dönüşebilmesi. Günümüzdeki silikon polikristallerin performansını aşan daha yüksek bir verim elde ettik. Fakat yine de risklere karşı başta uyarı yapmak en iyisi. Dezavantajlarına karşı önlem alındığı sürece perovskitler olağanüstü verimli materyallerdir.”
Koruyucu camı güneş hücreleri ile kaplanan güneş pilinin son katmanı, iki elektrottan biri olarak işlev gören altın madeninden.
Kimya Mühendisliği Profesörü ve GOTSolar Projesi Koordinatörü Adelio Mendes, projenin bir özelliğinin de hem silikon hem de perovskit kullanılan bir tandem teknolojisi olduğunu belirtiyor:
“Enteresan olan, verimliliği yüzde 30’a ulaşabilen güneş hücreleri teknolojisini silikon kullanan teknoloji ile birleştirebildiğimiz gerçeğidir.”
Hollanda’nın Eindhoven şehrinde araştırmacılar, perovskit güneş hücrelerini büyütmeye çalışıyor.
Bilimsel çalışmalarda en büyük zorluk laboratuvar sonuçlarını gerçek ölçekte de elde etmek.
Adelio Mendes’e göre sonuçların uygun olması perovskit güneş pillerinin ticarileştirilmesi yolunda önemli bir adım:
“Bu cihaz 18 volt ve 2 watt üretebilir. Projenin hedeflerine ulaşmayı başardık, ancak bunun ötesine geçmek istiyoruz. Fakat bu teknolojinin istikrar gibi temel unsurları oluşturan bazı yönleri halen geliştirilme aşamasında.”
Great Cell Solar projesi ortaklarından Dr. Olivier Bellon, Solliance araştırma merkezinde güneş enerjisi panelleri için stres testleri yapıyor. Doktor Bellon, yeni ürünün aşırı sıcaklıklar gibi gerçek hava şartlarına dayanıklılığını ölçüyor:
Euronews muhabiri Andrea Bolitho Bellon’a perovskitin ticari bir ürün olarak ne zaman piyasaya sürülebileceğini sordu:
“İstikrar noktasında belirli bir ilerleme kaydedilirse, giyilebilir teknoloji veya tüketici elektroniği ürünleri çok kısa bir süre içinde perovskit kullanacak ilk sektörler olarak düşünülüyor. İnşaat sektörü, otomotiv endüstrisi veya benzeri daha önemli büyük ölçekli alanlarda uygulaması biraz daha zaman alacaktır.”
Doktor Bellon, perovskite dayalı ilk ürünlerin 2019 yılının başında hayatımıza girebileceğini düşünüyor.
GYODER’den ezber bozan İstanbul araştırması
GYODER’den ezber bozan araştırma: Gayrimenkulde dünün doğruları bugün geçerli değil
Türkiye’nin Gayrimenkul Platformu GYODER, Akademetre araştırma ve stratejik planlama şirketi işbirliği ile sektöre kapsamlı bir rapor kazandırdı. ‘Potansiyel Konut Alıcısı Büyüteç Altında-İstanbul Raporu’nun detayları, medya ve sektör temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen lansmanda, ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı.
Raporun sunumunun ardından gerçekleşen panelde ise sektörün önde gelen isimleri, öne çıkan çarpıcı verileri yorumladı.
Rapor, hatasız hareket etme fikrine hizmet ediyor
Konut alıcısını büyüteç altına alan araştırma ile gayrimenkul sektörünün gelişen ve değişen ihtiyaçlarını tespit ettiklerini ve ezber bozan yaklaşımları ortaya çıkardıklarını belirten GYODER Başkan Yardımcısı ve Eğitim, Yayınlar ve Bilgi Üretimi Komitesi Başkanı Neşecan Çekici, “Gayrimenkul sektörünün çatı örgütü GYODER olarak, ülkemize ve sektörümüze katkı sağlamak üzere birçok alanda sürdürdüğümüz çalışmalara bir yenisini daha eklediğimiz için gururluyuz. Potansiyel konut alıcısını mercek altına alan bu rapor; konsept geliştirme aşamasından, projenin doğru çizilmesi, doğru malzemelerle donatılması, projelere heyecan verici unsurların eklenmesi, satış ofisinin başarılı olması, satış ve satış sonrası için başarı sağlanabilmesi için hatasız hareket etme fikrine hizmet ediyor. Ülkemizin gelişen dinamiklerini özellikle konut sektörü özelinde irdelediğimiz bu çalışma, aslında rapor dizisinin ilk parçası. Bu raporun ilki İstanbul için yapıldı, diğer şehirler için de devam etmeyi planlıyoruz” dedi.
Geleceğin konutunu tanımayı hedefliyoruz
GYODER Başkan Yardımcısı Neşecan Çekici, “Başından sonuna bir ekip çalışması olan bu raporla, işin özünde, ‘Konutun Geleceğini İncelemek, Geleceğin Konutunu Tanımak’ hedefiyle hareket ediyoruz. Sektörde sınırlı tüm kaynakların doğru kullanılmasını sağlayacağını düşündüğümüz bu raporun, konut sektörünün önünü açacağına ve nice başarılara destek olacağına inanıyoruz. Raporun titizlikle hazırlanması ve hayat bulmasında başta Akademetre olmak üzere emeği geçen herkese ve bilginin gerekliliği, gücü ve paylaşımına inanan değerli sponsorlarımıza, panelistlerimize, GYODER Araştırma ve Raporlama Komitesi’nin yanı sıra GYODER Gençler Platformu’na teşekkürlerimizi sunarız.”
Müşterileri tanımak başarının anahtarı haline geldi
Gayrimenkul sektörünün, büyüyen ve gelişen Türkiye’nin görünen yüzü olduğunu vurgulayan Akademetre Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Halil İbrahim Zeytin, “Günümüz gayrimenkul sektöründe rekabet ortamı artarken; ürün ve hizmet odaklı geliştirmenin yerini, müşteri odaklı geliştirmeler almıştır. Sektörün sürekli bir gelişme trendi çizmesi, projelere yönelik talepleri de değiştirmektedir. Dolayısıyla, yüksek maliyetler sebebi ile ciddi planlama gerektiren konut projelerinin en önemli paydaşları olan müşterileri yakından tanımak; geliştiriciler için rekabette farklılaşma ve başarının anahtarı haline gelmiştir. Bu doğrultuda, konut sektörü müşterilerinin projelere yönelik beklentileri ve satın alma davranışlarını ortaya koymak amacıyla, Akademetre olarak, GYODER için ‘Potansiyel Konut Alıcısı Büyüteç Altında’ araştırmasını gerçekleştirdik” diye konuştu.
Bugüne kadar doğru kabul edilen birçok yargı aslında yanılsama
İki aşamadan oluşan çalışmanın ilk ayağında, müşterilerin içgörüsünü anlamayı hedefleyen 6 fokus grup çalışması gerçekleştirildiğini belirten Dr. Halil İbrahim Zeytin, şunları söyledi: “Araştırmanın ikinci aşamasında ise fokus grup ile ortaya çıkan verilerden hareketle; Akademetre’nin sektörün gelişimini takip amacıyla 2017 yılı içinde 5000 kişi ile gerçekleştirdiği araştırmalar ve güncel verilerinden derlenen sonuçlar detaylıca analiz edildi. Gerek örneklem, gerekse içerik açısından araştırma sonuçları, gayrimenkul sektörü müşterilerinin farklılaşan içgörülerine ve konut sektöründen beklentilerine yönelik çarpıcı sonuçlar sunuyor. Araştırmanın ortaya çıkardığı bulgular, bugüne kadar öznel kanıtlar ile ‘doğru’ kabul edilen birçok yargının aslında yanılsama olduğunu, dolayısıyla veriye dayalı bilginin önemini ortaya koymaktadır.”
Konut reklamında stratejik ve kreatif yönler
‘Potansiyel Konut Alıcısı Büyüteç Altında-İstanbul Raporu’nun sunumunun ardından söz alan 21 Gram’ın CEO’su Onur Yanık ise ‘Konut Reklamları Gerçekleri, Gerçek Konut Reklamları’ başlıklı sunumunda, reklamcı gözüyle gayrimenkul sektörünü ele aldı. Onur Yanık, konut reklamında, gelecekte gidilmesi gereken stratejik ve kreatif yönleri değerlendirdiği konuşmasında, tüketicilerin beklentilerinde nelerin değiştiğini aktardı.
Gençlerin yatırım tercihleri
Toplantının, ‘Genç Nesil Kendi Konut Tercihlerini Anlatıyor’ başlıklı bölümünde ise GYODER’in genç üyelerinden oluşan GYODER Gençler Platformu’nun temsilcileri, kendi değerlendirmelerini anlattı. Kendi tercihleri ile ilgili yaptıkları araştırmayı paylaşan gençler; ‘18-38 yaş grubunun yatırım tercihleri ne yönde, ne düşünüyorlar?’ sorularının cevaplarını katılımcılarla paylaştı.
Raporda öne çıkan veriler ve sonuçlar tartışıldı
Toplantının panel bölümünde, 24 Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Yeniay ve Akademetre Kurucusu Dr. Halil İbrahim Zeytin’in moderatörlüğünde ‘Konutun Geleceği, Geleceğin Konutu’ başlıklı bir oturum gerçekleştirildi. Rapordaki verileri ve ortaya koyduğu sonuçları kendi branşları açısından yorumlayan konuşmacılar Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı, MG Media CSO’su Gönül Birkiye, Evrenol Architects Kurucu Ortağı Yüksek Mimar Mehpare Evrenol ve AND Gayrimenkul Genel Müdürü Ali Baki Usta, sektörün ve konutun geleceğine yönelik görüşlerini anlattı.
Raporda temel soruların cevapları aranıyor
Konut dinamikleri üzerine yapılan kantitatif ve kalitatif çalışmanın yorumlarla değerlendirildiği raporun, aynı zamanda sektör temsilcilerine kritik kararlarında yol gösterici bir rehber olması hedefleniyor. Sektörde nasıl fark yaratılabileceği konusunda sektör temsilcilerine ışık tutacak rapor, nihai tüketicinin talep ettiği ürünün geliştirici tarafından doğru yaratılmasına yardımcı olacak.
İŞTE RAPORDA ÖNE ÇIKAN SONUÇLAR:
*Konut sektöründe bugünün tüketicisi özellikle ‘güven’ konusu üzerinde duruyor. Projeye güven, güvenilir geliştirici, işin biteceğine güvenmek gibi güven ve güvenilirlik hâlâ ön planda.
*Konutu oturumdan ziyade bir yatırım aracı olarak gören yatırımcıların, başlangıç kriterini, konutun vadettiği yaşam alanından daha çok katma değeri üzerine kurduğu görülüyor.
*Yaşam alanlarında en çok özlenen duygular ise ‘güvende olma’, ‘rahatlık’, ‘özgürlük’, ‘komşuluk ilişkileri’, ‘samimiyet’, ‘yeşil alanlarda rahatlama’ ve ‘huzur’ olarak tanımlanıyor.
*Konut algısı, başlı başına bir yaşamı ama günümüzde ‘konforlu ve elit yaşamı’ çağrıştırıyor ve fiziksel ihtiyaçların yanı sıra psikolojik ihtiyaçları da içeriyor.
*Camlar yere kadar ve evler ufak olsa da ferah, aydınlık isteniyor.
*Yalıtım artık sadece ısı bazlı konuşulmuyor, ses yalıtımı da talep edilenler arasında.
*Tüketici Fransız balkonların normal balkon yerine sayılmasından rahatsız ve ‘balkonmuş’ gibi inşa edilen balkonlar istemiyor.
*Türkiye ve sektör için iyi bir haber; ‘Gayrimenkul hâlâ güvenli liman olarak görülüyor.’
*Tüketici için projeden konut almak artık ilk tercih değil, eğer alıyorsa aldığı projenin 1 yıl içinde teslimini istiyor.
*Konutta oda kullanımı tercihleri değişiyor. Tüketici, alanların küçülmesine razı ancak projelerde standardın dışında heyecan verici unsurlar arıyor. Bu beklentilerin başında; ‘evin kullanımını kolaylaştıracak çamaşır odası, depo, kiler’ gibi unsurlar geliyor.
*Konut kullanıcısı bireysel konfor alanlarının büyümesini istiyor.
* Konut projelerine yönelik bilgi kaynakları incelendiğinde projenin müşteri ile tesadüfi olarak bir araya gelme oranının yüksek olduğu görülüyor.
*Deprem, daha önceki yıllara göre ‘İlk akla gelen olma’ özelliğini artık kaybetmiş durumda.
*Sitelerde artık yaşam alanları ile ilgili beklentiler değişiyor. Fitness salonları pek de tercih edilmiyor.
*Konut satın alma dürtüsüne yönelik verilere göre; oturmak için konut satın almak isteyenlerin yüzde 56,2’si, yatırım için konut satın almak isteyenlerin yüzde 85,5’i konut sahibi.
*Mevcut durumda yüzde 35’i site içerisinde oturan potansiyel müşterilerin yüzde 70’e yakını site tarzı yaşam alanlarında konut satın almayı planlıyor. Bir başka açıdan; site içerisinde yaşayanların sadece 2/3’ü yine sitede yatırım yapıyor.
*Satın alınması planlanan konut türüne bakıldığında, tüketicilerin yüzde 83,6’sı apartman dairesi, yüzde 8,6’sı rezidans, yüzde 7,8’i villa/müstakil ev satın almayı planlıyor.
Türkiye’nin Gayrimenkul Platformu GYODER, Akademetre araştırma ve stratejik planlama şirketi işbirliği ile sektöre kapsamlı bir rapor kazandırdı. ‘Potansiyel Konut Alıcısı Büyüteç Altında-İstanbul Raporu’nun detayları, medya ve sektör temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen lansmanda, ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı.
Raporun sunumunun ardından gerçekleşen panelde ise sektörün önde gelen isimleri, öne çıkan çarpıcı verileri yorumladı.
Rapor, hatasız hareket etme fikrine hizmet ediyor
Konut alıcısını büyüteç altına alan araştırma ile gayrimenkul sektörünün gelişen ve değişen ihtiyaçlarını tespit ettiklerini ve ezber bozan yaklaşımları ortaya çıkardıklarını belirten GYODER Başkan Yardımcısı ve Eğitim, Yayınlar ve Bilgi Üretimi Komitesi Başkanı Neşecan Çekici, “Gayrimenkul sektörünün çatı örgütü GYODER olarak, ülkemize ve sektörümüze katkı sağlamak üzere birçok alanda sürdürdüğümüz çalışmalara bir yenisini daha eklediğimiz için gururluyuz. Potansiyel konut alıcısını mercek altına alan bu rapor; konsept geliştirme aşamasından, projenin doğru çizilmesi, doğru malzemelerle donatılması, projelere heyecan verici unsurların eklenmesi, satış ofisinin başarılı olması, satış ve satış sonrası için başarı sağlanabilmesi için hatasız hareket etme fikrine hizmet ediyor. Ülkemizin gelişen dinamiklerini özellikle konut sektörü özelinde irdelediğimiz bu çalışma, aslında rapor dizisinin ilk parçası. Bu raporun ilki İstanbul için yapıldı, diğer şehirler için de devam etmeyi planlıyoruz” dedi.
Geleceğin konutunu tanımayı hedefliyoruz
GYODER Başkan Yardımcısı Neşecan Çekici, “Başından sonuna bir ekip çalışması olan bu raporla, işin özünde, ‘Konutun Geleceğini İncelemek, Geleceğin Konutunu Tanımak’ hedefiyle hareket ediyoruz. Sektörde sınırlı tüm kaynakların doğru kullanılmasını sağlayacağını düşündüğümüz bu raporun, konut sektörünün önünü açacağına ve nice başarılara destek olacağına inanıyoruz. Raporun titizlikle hazırlanması ve hayat bulmasında başta Akademetre olmak üzere emeği geçen herkese ve bilginin gerekliliği, gücü ve paylaşımına inanan değerli sponsorlarımıza, panelistlerimize, GYODER Araştırma ve Raporlama Komitesi’nin yanı sıra GYODER Gençler Platformu’na teşekkürlerimizi sunarız.”
Müşterileri tanımak başarının anahtarı haline geldi
Gayrimenkul sektörünün, büyüyen ve gelişen Türkiye’nin görünen yüzü olduğunu vurgulayan Akademetre Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Halil İbrahim Zeytin, “Günümüz gayrimenkul sektöründe rekabet ortamı artarken; ürün ve hizmet odaklı geliştirmenin yerini, müşteri odaklı geliştirmeler almıştır. Sektörün sürekli bir gelişme trendi çizmesi, projelere yönelik talepleri de değiştirmektedir. Dolayısıyla, yüksek maliyetler sebebi ile ciddi planlama gerektiren konut projelerinin en önemli paydaşları olan müşterileri yakından tanımak; geliştiriciler için rekabette farklılaşma ve başarının anahtarı haline gelmiştir. Bu doğrultuda, konut sektörü müşterilerinin projelere yönelik beklentileri ve satın alma davranışlarını ortaya koymak amacıyla, Akademetre olarak, GYODER için ‘Potansiyel Konut Alıcısı Büyüteç Altında’ araştırmasını gerçekleştirdik” diye konuştu.
Bugüne kadar doğru kabul edilen birçok yargı aslında yanılsama
İki aşamadan oluşan çalışmanın ilk ayağında, müşterilerin içgörüsünü anlamayı hedefleyen 6 fokus grup çalışması gerçekleştirildiğini belirten Dr. Halil İbrahim Zeytin, şunları söyledi: “Araştırmanın ikinci aşamasında ise fokus grup ile ortaya çıkan verilerden hareketle; Akademetre’nin sektörün gelişimini takip amacıyla 2017 yılı içinde 5000 kişi ile gerçekleştirdiği araştırmalar ve güncel verilerinden derlenen sonuçlar detaylıca analiz edildi. Gerek örneklem, gerekse içerik açısından araştırma sonuçları, gayrimenkul sektörü müşterilerinin farklılaşan içgörülerine ve konut sektöründen beklentilerine yönelik çarpıcı sonuçlar sunuyor. Araştırmanın ortaya çıkardığı bulgular, bugüne kadar öznel kanıtlar ile ‘doğru’ kabul edilen birçok yargının aslında yanılsama olduğunu, dolayısıyla veriye dayalı bilginin önemini ortaya koymaktadır.”
Konut reklamında stratejik ve kreatif yönler
‘Potansiyel Konut Alıcısı Büyüteç Altında-İstanbul Raporu’nun sunumunun ardından söz alan 21 Gram’ın CEO’su Onur Yanık ise ‘Konut Reklamları Gerçekleri, Gerçek Konut Reklamları’ başlıklı sunumunda, reklamcı gözüyle gayrimenkul sektörünü ele aldı. Onur Yanık, konut reklamında, gelecekte gidilmesi gereken stratejik ve kreatif yönleri değerlendirdiği konuşmasında, tüketicilerin beklentilerinde nelerin değiştiğini aktardı.
Gençlerin yatırım tercihleri
Toplantının, ‘Genç Nesil Kendi Konut Tercihlerini Anlatıyor’ başlıklı bölümünde ise GYODER’in genç üyelerinden oluşan GYODER Gençler Platformu’nun temsilcileri, kendi değerlendirmelerini anlattı. Kendi tercihleri ile ilgili yaptıkları araştırmayı paylaşan gençler; ‘18-38 yaş grubunun yatırım tercihleri ne yönde, ne düşünüyorlar?’ sorularının cevaplarını katılımcılarla paylaştı.
Raporda öne çıkan veriler ve sonuçlar tartışıldı
Toplantının panel bölümünde, 24 Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Yeniay ve Akademetre Kurucusu Dr. Halil İbrahim Zeytin’in moderatörlüğünde ‘Konutun Geleceği, Geleceğin Konutu’ başlıklı bir oturum gerçekleştirildi. Rapordaki verileri ve ortaya koyduğu sonuçları kendi branşları açısından yorumlayan konuşmacılar Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı, MG Media CSO’su Gönül Birkiye, Evrenol Architects Kurucu Ortağı Yüksek Mimar Mehpare Evrenol ve AND Gayrimenkul Genel Müdürü Ali Baki Usta, sektörün ve konutun geleceğine yönelik görüşlerini anlattı.
Raporda temel soruların cevapları aranıyor
Konut dinamikleri üzerine yapılan kantitatif ve kalitatif çalışmanın yorumlarla değerlendirildiği raporun, aynı zamanda sektör temsilcilerine kritik kararlarında yol gösterici bir rehber olması hedefleniyor. Sektörde nasıl fark yaratılabileceği konusunda sektör temsilcilerine ışık tutacak rapor, nihai tüketicinin talep ettiği ürünün geliştirici tarafından doğru yaratılmasına yardımcı olacak.
İŞTE RAPORDA ÖNE ÇIKAN SONUÇLAR:
*Konut sektöründe bugünün tüketicisi özellikle ‘güven’ konusu üzerinde duruyor. Projeye güven, güvenilir geliştirici, işin biteceğine güvenmek gibi güven ve güvenilirlik hâlâ ön planda.
*Konutu oturumdan ziyade bir yatırım aracı olarak gören yatırımcıların, başlangıç kriterini, konutun vadettiği yaşam alanından daha çok katma değeri üzerine kurduğu görülüyor.
*Yaşam alanlarında en çok özlenen duygular ise ‘güvende olma’, ‘rahatlık’, ‘özgürlük’, ‘komşuluk ilişkileri’, ‘samimiyet’, ‘yeşil alanlarda rahatlama’ ve ‘huzur’ olarak tanımlanıyor.
*Konut algısı, başlı başına bir yaşamı ama günümüzde ‘konforlu ve elit yaşamı’ çağrıştırıyor ve fiziksel ihtiyaçların yanı sıra psikolojik ihtiyaçları da içeriyor.
*Camlar yere kadar ve evler ufak olsa da ferah, aydınlık isteniyor.
*Yalıtım artık sadece ısı bazlı konuşulmuyor, ses yalıtımı da talep edilenler arasında.
*Tüketici Fransız balkonların normal balkon yerine sayılmasından rahatsız ve ‘balkonmuş’ gibi inşa edilen balkonlar istemiyor.
*Türkiye ve sektör için iyi bir haber; ‘Gayrimenkul hâlâ güvenli liman olarak görülüyor.’
*Tüketici için projeden konut almak artık ilk tercih değil, eğer alıyorsa aldığı projenin 1 yıl içinde teslimini istiyor.
*Konutta oda kullanımı tercihleri değişiyor. Tüketici, alanların küçülmesine razı ancak projelerde standardın dışında heyecan verici unsurlar arıyor. Bu beklentilerin başında; ‘evin kullanımını kolaylaştıracak çamaşır odası, depo, kiler’ gibi unsurlar geliyor.
*Konut kullanıcısı bireysel konfor alanlarının büyümesini istiyor.
* Konut projelerine yönelik bilgi kaynakları incelendiğinde projenin müşteri ile tesadüfi olarak bir araya gelme oranının yüksek olduğu görülüyor.
*Deprem, daha önceki yıllara göre ‘İlk akla gelen olma’ özelliğini artık kaybetmiş durumda.
*Sitelerde artık yaşam alanları ile ilgili beklentiler değişiyor. Fitness salonları pek de tercih edilmiyor.
*Konut satın alma dürtüsüne yönelik verilere göre; oturmak için konut satın almak isteyenlerin yüzde 56,2’si, yatırım için konut satın almak isteyenlerin yüzde 85,5’i konut sahibi.
*Mevcut durumda yüzde 35’i site içerisinde oturan potansiyel müşterilerin yüzde 70’e yakını site tarzı yaşam alanlarında konut satın almayı planlıyor. Bir başka açıdan; site içerisinde yaşayanların sadece 2/3’ü yine sitede yatırım yapıyor.
*Satın alınması planlanan konut türüne bakıldığında, tüketicilerin yüzde 83,6’sı apartman dairesi, yüzde 8,6’sı rezidans, yüzde 7,8’i villa/müstakil ev satın almayı planlıyor.
Uzman uyardı: Deprem kapıda
Doç. Dr. Bülent Özmen: Türkiye deprem üretme potansiyeli olan birçok aktif fayla örümcek ağı gibi sarılmıştır. Her 4-5 yılda büyük depremler yaşanır
Gazi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Özmen, Türkiye’de ortalama her 4-5 yılda büyüklüğü 7’nin üzerinde (çok şiddetli) depremlerin meydana geldiğini söyledi. Türkiye’nin deprem kuşağında olduğuna işaret eden Özmen, önemli açıklamalarda bulundu. Özmen, 1900’den bu yana 285 hasarlı deprem yaşandığını belirterek, bu felaketlerde toplam 100 bin kişinin öldüğünü ve 700 bin konutun hasara uğradığını belirtti. Deprem kuşağında olduğumuzu hatırlatan Doçent Doktor, çok yönlü hazırlık içinde olunması gerektiğini vurgulayarak, şunları dile getirdi: Türkiye deprem üretme potansiyeli olan birçok aktif fayla örümcek ağı gibi sarılmıştır. Kentsel dönüşüm çalışmalarının yanı sıra Afet Sigortası Kanunu, çok sayıda zayıf ve kuvvetli deprem yer hareketi kayıt şebekelerinin kurulması gerekli. Yeni Türkiye deprem tehlikesi haritası ve Bina Deprem Yönetmeliği gibi çalışmalar önemli. Deprem ihtimaline karşı yapılacak çalışmalar, müdahaleden ziyade, oluşabilecek zararları minimuma indirmeye yönelik olmalı.
Türkiye’de yaşanan en büyük depremler ve verdiği hasarlar şöyle:
6 Mayıs 1930 Hakkâri Sınırı Depremi (7,2 büyüklüğünde, 2 bin 514 can kaybı, 3 bin hasarlı bina)
27 Aralık 1939 Erzincan Depremi (7,9 büyüklüğünde, 32 bin 962 can kaybı, 116 bin 720 ağır hasarlı bina)
26 Kasım 1943 Tosya-Ladik Depremi (7,2 büyüklüğünde, 4 bin can kaybı, 40 bin ağır hasarlı bina)
1 Şubat 1944 Bolu-Gerede Depremi (7,2 büyüklüğünde, 3 bin 959 can kaybı, 20 bin 865 ağır hasarlı bina)
28 Mart 1970 Gediz Depremi (7,2 büyüklüğünde, bin 86 can kaybı, 9 bin 452 ağır hasarlı bina)
24 Kasım 1976 Çaldıran-Muradiye Depremi (7,2 büyüklüğünde, 3 bin 840 can kaybı, 9 bin 552 ağır hasarlı bina)
17 Ağustos 1999 İzmit Körfezi Depremi (7,4 büyüklüğünde, 17 bin 479 can kaybı, 77 bin 342 ağır hasarlı bina)
23 Ekim 2011 Erciş - Van Depremi (7,2 büyüklüğünde, 604 can kaybı, 38 bin 515 ağır hasarlı bina)
Gazi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Özmen, Türkiye’de ortalama her 4-5 yılda büyüklüğü 7’nin üzerinde (çok şiddetli) depremlerin meydana geldiğini söyledi. Türkiye’nin deprem kuşağında olduğuna işaret eden Özmen, önemli açıklamalarda bulundu. Özmen, 1900’den bu yana 285 hasarlı deprem yaşandığını belirterek, bu felaketlerde toplam 100 bin kişinin öldüğünü ve 700 bin konutun hasara uğradığını belirtti. Deprem kuşağında olduğumuzu hatırlatan Doçent Doktor, çok yönlü hazırlık içinde olunması gerektiğini vurgulayarak, şunları dile getirdi: Türkiye deprem üretme potansiyeli olan birçok aktif fayla örümcek ağı gibi sarılmıştır. Kentsel dönüşüm çalışmalarının yanı sıra Afet Sigortası Kanunu, çok sayıda zayıf ve kuvvetli deprem yer hareketi kayıt şebekelerinin kurulması gerekli. Yeni Türkiye deprem tehlikesi haritası ve Bina Deprem Yönetmeliği gibi çalışmalar önemli. Deprem ihtimaline karşı yapılacak çalışmalar, müdahaleden ziyade, oluşabilecek zararları minimuma indirmeye yönelik olmalı.
Türkiye’de yaşanan en büyük depremler ve verdiği hasarlar şöyle:
6 Mayıs 1930 Hakkâri Sınırı Depremi (7,2 büyüklüğünde, 2 bin 514 can kaybı, 3 bin hasarlı bina)
27 Aralık 1939 Erzincan Depremi (7,9 büyüklüğünde, 32 bin 962 can kaybı, 116 bin 720 ağır hasarlı bina)
26 Kasım 1943 Tosya-Ladik Depremi (7,2 büyüklüğünde, 4 bin can kaybı, 40 bin ağır hasarlı bina)
1 Şubat 1944 Bolu-Gerede Depremi (7,2 büyüklüğünde, 3 bin 959 can kaybı, 20 bin 865 ağır hasarlı bina)
28 Mart 1970 Gediz Depremi (7,2 büyüklüğünde, bin 86 can kaybı, 9 bin 452 ağır hasarlı bina)
24 Kasım 1976 Çaldıran-Muradiye Depremi (7,2 büyüklüğünde, 3 bin 840 can kaybı, 9 bin 552 ağır hasarlı bina)
17 Ağustos 1999 İzmit Körfezi Depremi (7,4 büyüklüğünde, 17 bin 479 can kaybı, 77 bin 342 ağır hasarlı bina)
23 Ekim 2011 Erciş - Van Depremi (7,2 büyüklüğünde, 604 can kaybı, 38 bin 515 ağır hasarlı bina)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Emlak vergisi
Milyonlarca kişiyi ilgilendiren Emlak Vergisi son ödeme tarihi için geri sayım başladı. Her sene ödenen emlak vergisi için ev, iş yeri, ars...
-
Taşınmaza ait detaylı bilgilerin yer aldığı resmi işlemlerinizde kullanabileceğiniz tapu kayıt örneğini e-Devlet Kapısı üzerinden web tapu s...
-
Milyonlarca kişiyi ilgilendiren Emlak Vergisi son ödeme tarihi için geri sayım başladı. Her sene ödenen emlak vergisi için ev, iş yeri, ars...
-
Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Mehmet Adlı, "Vatandaşlar, yeni kimlik kartlarını POS cihazı şeklindeki Kimlik Doğrulama Sistemine takıy...